Üniversiteli Kadın Kolektifi Had bilesiceler düşünsün! – Karın Ağrısı – Üniversiteli Kadın Kolektifi

Had bilesiceler düşünsün! – Karın Ağrısı

Kim demiş ki sadece erkekler mangal yakar ya da sadece erkeklerden otobüs şoförü olur diye? Bunları yaptığında “kadına bak erkek gibi” veya “Böyle kadın mı olur?” diyenler olacaktır. Desinler, “erkek gibi” olan şeylerin üstüne basa basa özgürleşecek kadınlar

Yıllar yıllar önceydi büyük dedem anneanneme şiddet uyguluyordu. Bunu çok sık yapıyordu hem de. Anneannem yine yemeği tam saatinde masaya koy(a)mamıştı veya kahvenin köpüğünü ayarla(ya)mamıştı. Yıllar geçti, dedem anneme bağırıyordu; pantolonu ütü çizgisi olmuştu ya da çorbanın suyunu çok koymuştu. Şimdi ise babam benim hayatıma karışıyordu, saçıma kadar… Bütün bu saydıklarım yabancı gelmese gerek. Erkeklerin, her konuda sınırsız söz haklarının olduğunu sanmaları -ki bu konu hakkında bilgi sahibi olmaları da şart değildir onlar için-, herkesin hayatında karşılaştığı bir durumdur. Bir erkeğin her konuda karşısındaki kadına “bilgi aktarma”, “akıl verme” ve “nasihatte bulunma” durumu yani. Feminist literatürde “mansplaining” olarak adını çoktan aldı bile. Mansplaining; İngilizce’de “man (erkek)” ve “explaining (açıklama)” kelimelerinin birleşiminden türetilmiş bir kelimedir. Bu kelime ilk kez Rebecca Solnit (feminist aktivist) tarafından “daima kendisini yücelten beyaz erkek sendromu” anlamında kullanılmıştır. Kısacası Mansplaining erkeklerin kadınlara, sırf kadın oldukları için hemen her konuda, “öğretici” bir tavırla, sürekli bir açıklama yapmaları ve kadınlar üzerinde bir hegemonya kurmaya çalışmalarıdır. Her konuda fikir sahibi olmalıdır bir erkek çünkü(!), kendisini ancak böyle var edebileceğini düşünür. Günümüzde bırakın her konuda fikir sahibi olmayı, yalnızca bir konuda uzmanlaşmak bile güç hale getirilmiş, her şey bir yüzeysellik fırçasıyla boyanmıştır. Böyle bir düzlemde her konuda fikir sahibi olmak zor bir meziyetken, bir de bir erkeğin çıkıp da sırf erkek olduğu için bir kadına sürekli bir şeyler anlatma, ikna etme çabası ve devamlı öğüt verir tarzdaki üslubu çok can sıkıcı bir durum olmanın yanı sıra bir bakıma psikolojik şiddettir. Bu erkek figürü bazen baba bazen okuldaki bir hoca bazen market görevlisi bile olabilir. Hayatınızda yeri olsun ya da olmasın, hatta tanış olmamanız bile önemli değildir, o bir erkekse konu kapanmıştır. Mansplaining, zevklerimizi, seçimlerimizi ve fikirlerimizi değersizleştiren ve yok sayan bir durumdur.

Toplumsal cinsiyet rolleri ve mansplaining

Toplumsal cinsiyet rollerinin günlük hayattaki karşılıklarını da mansplainingten bağımsız düşünmek büyük bir yanılgı olur. Nasıl ki toplumsal cinsiyet rolleri, kadın ve erkek için bazı kalıplar üretiyor ve bunu uygulatıyorsa; mansplaining de bu kalıplara girmiş erkeğin, kadından daha bilgili ve üstün olması gerektiği algısını doğuruyor. Erkeğin kadına “akıl vermek” gibi bir hadsizliği kendinde bulması ve bu çerçevede kadına kendi istediği doğrultuda yön vermeye çalışması bir erkek için kendini kanıtlayabilmesinin mecburi yoludur. Bir kadın ve erkeğin restoranda yemek seçiminde bile ortaya çıkan erkekliktir mansplaining. En iyi tercihi erkek yapar, en iyi içki seçimi de öyle. Kadının zevkini göz ardı ederek, “üstün ve tartışılmaz” fikirlerini uygulamaya bayılan erkek hareketleri bütünüdür. Bir erkek için eğer bir kadın bakan olacaksa bile ya sağlık bakanı ya da aile ve sosyal politikalar bakanı olması daha “münasip” bulunur. Erkekler tarafından kadına bu “tembihlenir”.

“Ne de olsa kadın, aile ve evlilik demektir. Annedir, evin süsüdür, görülemeyen emek, sıcak yemektir kadın. Daima sadık ve itaatkâr bir cinsel objedir evde kadın”.

Bir erkeğe tüm bunlar üzerine cinsiyetçi olduğunu ve böyle davrandığını söylediğinizde inkâr edecektir. Daha fazla üstelediğinizde ise aksini ispatlama yoluna gidecektir. Doğduğumuz andan beri havasını soluduğumuz bu adaletsiz, eşitsiz, dört bir yana erillikten duvarlar örmüş toplumda bunların toplumsal cinsiyetle hiçbir alakası yoktur ve gayet doğal şeylerdir(!) erkekler için. Hatta o kadar doğaldır ki bir uçak kabininden anons yapan pilotun kadın olduğunu duyduğumuzda verdiğimiz tepkinin nereden geldiğinin farkına varmayız. Hatta bir önceki cümlede “verdiğimiz tepkiyi” kısmını okurken içinizden “Ne tepkisi?” “Niye tepki verelim ki?” diye hiç düşünmeden devam ettiyseniz, damarlarınıza işlenmiş erilliğin farkına varabilirsiniz. İşte bu kadar hayatın içinde olan eril zihniyet hem sürekli ikinci plana atılmanızı bir çırpıda sağlayacak kadar keskin hem de bunu size olağan ve sıradan karşılatacak kadar esnektir. Her adımımızda karşımıza çıkan bu erk’ekliğe haddini bildirmenin zamanı çoktan gelmedi mi?

Okulda, iş hayatında, evde, sokakta her yerde ikinci plana atılmanın, emeğin karşılığını alamamanın, ev işlerinin senin asli görevin sayılmasının sebebi nedir? Erkeklerle fiziksel farklılıklarımız sebebiyle mi katlanmak zorundayız bu eşitsizliklere? Bu saçmalıkları kabul etmek, toplumsal cinsiyet rollerini kabullenmek anlamına gelmektedir. Bu rolleri kabul etiğinizde ise size biçilen hayat bellidir. Ev işleri, çocuk ve yaşlı bakım işleri arasında koşturmakla geçecek, kahkaha atmanızın “ayıp”, istediğinizi giymenizin “uygunsuz” olduğu söylenen, kalıplar arasına sıkışmış, aslında size ait olmayacak, erkeğin sizlere dayattığı bir hayattan söz ediyoruz. Baskılarla kurulu bir dört duvara ne kadar hayat denilebilirse… Özgürlüğün her tonunun olması gereken, birçoğumuzun bir birey olarak var olma aşamasını tamamladığı üniversitelerde bile kadınlar, bahsettiğimiz dayatmalara ne yazık ki çok sık rastlamaktadır. *Sevgilisi kıskandığı için erkek arkadaşlarıyla iletişimini kesenlerden tutun da yine sevgilisi izin vermediği için akşam tek başına markete gidemeyenlere kadar. Daha kendini dinlemeden, bir başkasının buyruğu altına girmekten söz ediyorum. *Sevgilisinin, kadına biçtiği ideal rolden ve bunu farklı farklı şiddet türleriyle kadına uygulatmasından, “kadın dediğin” diye başlayıp sonu gelmeyen erkek zırvalarından bahsediyorum. Zorla giydiğin, o hiç sevmediğin kıyafetlerin içinde nefes alabiliyor musun veya müzik dinleyerek yalnız başına sokaklarda dolaşmanın tadını biliyor musun? Seni özgürlüğünden, sokaklardan, arkadaşlarından ayıran bu sözde sevginin daha ne kadar seni zincirlemesine izin vereceksin? İzin verme! Ne sevgi adı altında, erkeğin egemen olduğu bir ilişkiye izin ver ne de içinden geldiği gibi davrandığında insanların hadsizce yakıştırmalarda bulunmalarına. Yaşadığın hayat yalnızca sana ait. Bir kere daha şuan olmayacak; dünü, bugünü ve yarını eril zihniyetin dayatmalarına uymaya çalışmakla harcama. Eğer şimdi içinden “erkeklere özgü şeyler” i yapmak geliyorsa (futbol oynamak, kahvehaneye gidip demli çay içmek gibi) hiç bekleme derim. Hayatı, sadece “erkekler yapabilir” denilen saçmalıklarla boğuşarak erteleme. Erkekler bir şeyler ortaya atar ve toplum bunu uygulamaya başlar. Ancak bundan sonra en fazla kendileri söyleyip kendileri dinleyecekler. Kim demiş ki sadece erkekler mangal yakar ya da sadece erkeklerden otobüs şoförü olur diye? Bunları yaptığında “kadına bak erkek gibi” veya “Böyle kadın mı olur?” diyenler olacaktır. Desinler, “erkek gibi” olan şeylerin üstüne basa basa özgürleşecek kadınlar.

Doğalında gelişmenin söz konusu olmadığı, toplumun (erkeklerin) biçtiği rolleri kabul etmek, bir insanın özellikle de bir kadının kendine yaptığı en büyük haksızlıktır. Hayatın her alanında var olan, emek veren biz kadınların görünmezlik pelerininden kurtulmasının vaktidir şimdi. Her gün yeniden, kim olduğumuzun, bu yeni başlayan güne kadar nelere karşı mücadele vererek bugüne geldiğimizin; gücümüzün farkına varmanın vaktidir. Sürekli karşımıza geçip ahkâm kesen, her konuda eleştiri yapan, sorgulayan, hesap soran şu erkeklere haddini bildirmek her kadının hakkıdır. Hak aramayı, hakkını kendisi almayı da en iyi bilenler kadınlar olduğuna göre daha ne bekliyoruz?

Yıllarca “erkek aklın üstünlüğü” zırvasıyla cebelleşip durmadık mı? Yapılan her başarısızlık “kadın gibi” olmakla özdeşleştirilip, her başarı erkeklere ithaf edilmedi mi? Her geçen gün daha da kendimizden ödün vermemiz istenmedi mi? Kadın gibi yaşamayı utanç kaynağı, eksiklik gibi göstermeye çalıştılar. Kendi zırvalarını bilimsel gerçeklermiş gibi yutturmaya çalışan erkek akla hiçbir yerde itaat etmiyoruz. Şimdi kadınlar değil, had bilesiciler düşünsün!

*Erkeklik ve erkeğin ilişki içerisinde uyguladığı şiddete dair bir inceleme olduğundan burada sevgili olarak bir erkek ele alınarak değerlendirilmiştir.

Zeynep Zülal

* Karın Ağrısı dergisinde yayınlanmış bir yazıdır.