Üniversiteli Kadın Kolektifi Mekansal ikilikleri aşmak üzerine – Damla (Karın Ağrısı) – Üniversiteli Kadın Kolektifi

Mekansal ikilikleri aşmak üzerine – Damla (Karın Ağrısı)

Bulundukları her alanda hayatlarına uzanan dili, eli, düşünceyi ezecek olan kadınlar elbette kendi özgürlüklerini kendileri kazanacaktır

İlk olarak 1962’de Jürgen Habermas tarafından “devletten bağımsız, sivil toplum içinde oluşmuş ve vatandaşların özgür ve eşit bireyler olarak ortak problemler üzerinde tartıştığı ve çözüm aradığı bir alan” olarak tanımlanan kamusal alan daha sonraları”türdeşliğin, aklın, kamu yararının ve siyasalın alanı” olarak da anılmıştır. Kamusal alan ortak aklı, ortak davranış ve yaşayışları barındırırken farklılıklar, duygular ve aile yaşamı özel alandadır. Tüm bu teorilere göre aralarında bir sınır olması gereken, “mahrem” ve “açık” olarak ayrılan bu iki alan günümüz kadın hareketinin önemli bir başlığını oluşturuyor.

Kadınların ev içine hapsedilmesi, onların toplumdaki çeşitli kamusal faaliyet ve ağlardan soyutlanmalarıyla bağlantılıdır. Bu soyutlanmanın antik kentlerde ilk olarak kadınların hertür siyasal ve dinsel görevden mahrum edilmesi, sonra da zanaat alanından dışlanıp bütün biri letişim ağının dışına itilmesiyle gerçekleştiği anlatılır. Başka bir deyişle, özel alan bir mahrumiyetin, yoksun kılınmanın alanıdır.

Özel alan, en çok da aile yaşamını içermesinden dolayı uzun bir süre özellikle kadınlar açısından ancak en yakınlara anlatılabilecek, diğer herkesten saklanması gereken bir alan olarak kaldı. Kamusal alana çıkabilen kadınların Habermas’ın teorisine göre bir eşitler düzlemine ulaştığı ve kendini ifade ve geliştirme alanı bulduğu söylendi. Evde, işte ve eğitimde her zaman erkeklerden daha fazla çabalaması gereken;toplum tarafından üzerine yüklenen “sevgili, eş, kız çocuğu, anne” tanımlarında iyi olması gerekliliğiyle ekstra işleri de aksatmadan yapmak zorunda kalan;tüm bunları halledebilirse de eve hava kararmadan dönmesi, “laf söz gelmemesine” dikkat etmesi gereken kadınların kamusal alanda erkeklerle eşit bir düzlemde olduğunu söylemek ve onlardan buna inanmalarını beklemek elbette ki yalnızca komik bir sav değil aynı zamanda buna inanan kadınları da uyuşturma yöntemiydi. Kamusal alanda söylendiği gibi rahatça başarı elde edemeyen kadın evine, mahrem alanına geri dönecek ve sistemin sürekliliği için gerekli olan çocuk doğurma, erkeklere hizmet edip onların devamlı olarak üretim süreçlerine dahil olmalarını sağlayan hane içindeki yeniden üretimini sağlama görevlerini yapmaya devam edecekti.

Özel olan/alan politiktir

Tüm bu kısıtlılık ve sınırlandırılmışlık; ev içi emeğin, şiddetin, konuşmaların evde(özel alanda) kalıp dışarıya anlatılmaması durumu özellikle kadını ev içine hapsetmiş toplumlarda kadınların ikincilleşmesi ve yalnızlaşması sorununu doğurdu. Oysa yukarıda da bahsettiğimiz gibi sistem için yeniden üretimi ve ev içindeki görev dağılımlarıyla toplumsal cinsiyet rollerinin üretim merkezi olan aileyi barındıran özel alan,tüm bu özelliklerinden dolayı direkt olarak kamusal alanı etkilemekte ve ondan etkilenmektedir.

Sevgi, aşk, cinsellik, ev işi vb. özel alanda büründükleri doğallık peçesinden sıyrılmalarıyla toplumsal sistemin bir parçası olduklarının anlaşılması, onları gizemsizleştirir, anlatılıp paylaşılabilir kılar. Şiddetin,tacizin,tecavüzün, karşılıksız emeğin kamusal alana dahil edilmesi erkeklerin “yapılarına has” özelliklerinin kadın üzerinde sistematik şiddet, kadınların “yüce bir duyguyla kendini feda etme” durumlarının ise görünmeyen iş gücü olarak adlandırılmasını ve kamusal alanda tartışılmasını sağlar. “Mahrem” alandaki tartışmaların kamusal zemine taşınması ise özel alanın diliyle kamusal alanın dilini iç içe geçirir.

Ancak özel alanın politik sayılması için yalnız şiddet,taciz, tecavüz gibi adli şartlar yoktur. Erkek egemenliği yalnız sınır durumlarda ortaya çıkmayacağından özel hayatların sakin, doğal yönleri de politiktir. Aile içindeki bireylerin her birinin üzerine yüklenen sorumluluklar, birbirlerinden beklentileri, standart yaşayış biçimleri… Öznel durumlardan farklı olarak “doğal” diye kenara atılan, yeri gelince sineye çekilen birçok olay ve söylem aslında kamusal alana taşacak birer tartışmadır ve özel alanın politikleştirilmesi kadını buraya taşır.

Özel alandan kamusal alana çıkışı, kamusal alanda tam bir görünürlüğü sağlamakla birleştirmek gerekir. Buradaki varoluş, kamusal alanın feminist dönüşümüyle de tamamlandığında özel alanla aradaki sınırın eriyip gerçek politik kimliğine bürünmesi tam olarak sağlanacaktır.

Kadın alanları inşa etmek

Neden kahvehanelere yalnız erkekler gider? Neden erkek berberlerin camlarında perde bile yokken kadın kuaförlerinde karartılmış camlar karşılar bizi? “Geleneklerin” taraf olduğu erkekler zaten istedikleri saatte istedikleri yerde bulunabiliyorken bir de adeta kendilerine özel alanların yaratılmış olması tuhaf değil midir?

Woolf’un örneğinden gitmekte yarar var: Erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları ezeli ve de ezici bir soru vardır; “Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz. Madem öyle, neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?” Peki ya gerçekten Shakespeare’in kız kardeşi olsaydı acaba ağabeyi gibi yeteneğiyle sesini duyurabilir miydi? Cevabı muhtemelen hepimiz tahmin edebiliyoruz. Ev işlerinden vakit bulup uygun zaman geldiğinde evlendirilmekten de kurtulursa kaleme kağıda sarılıp bir şeyler yazabilirdi belki kız kardeşi. Ancak yazarlığını geliştirmek için gittiği tiyatrolarda, gece geç saatlerde farklı insanlarla yapacağı konuşmalarda neler yaşardı? Shakespeare’e deha diyenler ona ne derlerdi?

Örnekleri elbette uzatabiliriz ancak sonuç aynı; kendilerini ifade etmelerinin kısıtlandığı,rahatça konuşmak ve kendini sınırlamadan hareket etmek istediklerinde yaftalanan kadınların kendilerini bulması, keşfetmesi ve açığa çıkarması zordur. Çünkü toplum erkeklere kendilerini kısıtlamadan var olabilecekleri alanları rahatlıkla sunarken kadınların korkusuzca kendilerini ifade edip geliştirebilecekleri alanlar pek fazla olmamaktadır. Kuşkusuz bu eksiklik giderilmeli, kadınlara okulda, sokakta, amfide kendilerini ifade etme ve geliştirme alanları sunulmalıdır: “Mor noktalar”

Kendileriyle aynı sorunları yaşayan kadınlarla bir araya gelebilecekleri; susturulmadan, endişe duymadan konuşup tartışabilecekleri; öz güçlerinin farkına varmalarını sağlayacak “Mor noktalar.”

Kadınların kol kola vermesiyle özgürleşecek bu küçük alanlar zamanla baskının, gericiliğin egemen olduğu her zemine yayılacak ve kamusal alanlarda tam görünürlüklerini sağlayacakları değişimi başlatacaktır. Bulundukları her alanda hayatlarına uzanan dili, eli, düşünceyi ezecek olan kadınlar elbette kendi özgürlüklerini kendileri kazanacaktır. Susmamak, kah tacizciyi teşhir etmek kah kahkahasına karışanlara karşı kadın dayanışmasıyla direnmek; kadınların ikinci plana atıldığı alanların dönüşümünü sağlayacaktır. Ve sonunda erkek egemenliğinden kurtarılmış mor noktalardan başlayarak cinsiyet eşitsizliğinin olduğu tüm mecraların feminist dönüşümünü sağlayacak olan kadınlar her alanda ellerinden alınanları geri kazanacaklardır.

Kaynakça: Özel/Kamusal, Yerel/Evrensel : İkilikleri Aşan Bir Feminizme Doğru* Gülnur Acar-Savran

                                                                                                 Damla

*Karın Ağrısı dergisinin özel sayısında yayınlanmıştır.