Üniversiteli Kadın Kolektifi Biz zaten “Birlikte Güçlü’ydük! – Ezgi Avcı* – Üniversiteli Kadın Kolektifi

Biz zaten “Birlikte Güçlü’ydük! – Ezgi Avcı*

Üniversiteleri bölüp, yeni üniversiteler oluşturmayı öngören ve üniversitenin hiçbir bileşenine sorulmayan, akla ve bilimsel kaygılara dayalı bir tek gerekçe sunulmayan, kamusal faydadan uzak bir tasarı geçtiğimiz haftalarda gençliğe dayatıldı. Bu dayatmaya cevap İstanbul Üniversitesi’nde bir direniş olarak verildi. Şimdi ise üniversitenin gerçek öznelerinin tüm hayırlarına rağmen tasarı Meclis’te kabul edildi.

Bu süreç içerisinde kendimi, kısa sürede alevlenen ve hızla şekillenen, hali hazırda da devam eden bu direniş içerisinde naçizane gözlemler yapmış olarak buldum. Bu gözlemleri yorumlarken kadın hareketinin kadınlara kazandırmış olduğu eylem pratiklerini ve reflekslerini görünür kılmayı amaçladım. Yazının devamında gözlemimi aktardığım zaman dilimi direnişin bugününe kadar olan kısmıdır. Son sözü baştan söyleyerek başlayayım: Direniş bitmedi, hayırlarımız da bitmedi.

Her meydan gibi Beyazıt Meydan’ı da “er meydanı” değil, kadınlar buna izin vermiyor. Meydan, hiç olmadığı kadar kadınların aslında.“Beyazıt” denince devrilen gözlerin ezberlerini bozmak için dev hizmet, önce Beyazıt’ tan sonra da Meclis’ten geçmesi için dayatılan bu tasarıya karşı kadınlar safların en önünde kalkan olmuş… Kadınlar tasarıya karşı fakülte forumlarında, Ana Kapı önünde gözle görülür şekilde çoğunluk, öfkeli, üstelik bu kadınlardan yine küçük denemeyecek bir kısmı da muhafazakar bir yaşam süren kadınlardan oluşuyor. Tek Adam’ın üniversiteye katılımlarının önünü açtığını iddia ettiği bu kadınlar, şimdi yine aynı Tek Adam tarafından üniversitelerinden edilecekleri gerçeğiyle karşı karşıya. Yaşamlarımızı tek adama bırakmanın ne demek olduğu gerçeğiyle karşı karşıya…
Beyazıt Meydanı’nda bu büyük çoğunluğu, üzerimizde kurulmaya çalışılan çok daha fazla denetleme ve korku mekanizması olmasına rağmen, nasıl oluyor da biz kadınlar oluşturuyoruz, nasıl oluyor da kadınların seslerini duyurabileceklerine inandığı, hak aradığı ve direndiği ilk yer sokak yani Ana Kapı oluyor?

 

Yakınımdan bakıyorum;

Kadınların zaten hali hazırda birlikte olma pratikleri, birlikteyken de güçlü olma deneyimleri var. 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşleri’nden, gerici tasarılara, erkek adalete karşı yapılan eylemlerden ve kadın mücadelesinin kitleselliğinden fark etmeden öğrendiğimiz ne çok şey varmış! Beyazıt Meydanı’ndaki geniş kitlenin heterojenliği içinde fakülte forumlarından Ana Kapı önü eylemlerine kadar gelen, basit tabirle daha önce herhangi bir politik hareket içerisinde yer almamış olan yani daha önce temas kurulamayan kadınlarla, kadın mücadelesi içerisinde bulunan kadınlar arasındaki sözsüz bağın oluşması, amaca dönük ortak bir dilin kurulabilmesi sosyalist mücadele içerisinde bulunan erkeklerin belki de ilk defa politik bir hareket içerisinde yer alan erkeklerle olan iletişiminden çok daha hızlı ve doğalında oluşabildi, karşılıklı güven ilişkisi kurulabildi. Bugüne dek örgütlü bir mücadele içinde bulunmayan kadınlar pankart boyamaktan, kendi sloganlarını atmaya kadar bu direnişte yerini aldı. Kadınlar düşmanı hakikaten tanıyor ve bu, her fırsatta hayatımıza farklı yerlerden ama mutlaka saldıran düşmana karşı yaşamını nasıl savunacağını gerek özel hayatından gerekse tanık olduğu toplumsal deneyimlerden doğru biliyor. Kadınlar ortak düşmandan gelen ve bizleri ortak noktalarımızdan vuran saldırılara aşina. Bu saldırıları nasıl püskürttüğümüze baktığımızda doğalında ortaya çıkan ve son zamanlarda gündelik hayatın her alanında alternatifler geliştirerek kurduğumuz kadın dayanışmamızı görüyorum. Bu dayanışmayı kimi zaman tıpkı şimdi “Üniversiteme dokunma” sesini yükselttiğimiz ortak taglerden, kimi zaman öz savunmadan, kimi zaman da yasaklı meydanları, geceleri birbirimizi cesaretlendirip isyanla doldururken, o tasarı kadınlara sorulmadan Meclis’ten geçmez deyip Meclis’in kapısına dayanırken yapıyoruz. Yani kadınlar yasakları delmeyi, kendisine sorulmadan hayatı üzerine ahkam kesenleri susturmayı çoktan deneyimledi.

Üniversiteli kadınlar ciddi anlamda hayatlarındaki kazanımlarını korumak için bir adım öne çıkıyor.                        Hem dGörüntünün olası içeriği: 8 kişi, gülümseyen insanlar, kalabalıke herkesin bir adım ileri çıkma kaygısı yaşadığı zamanda. Bu zamanda böylesi adımlar üniversiteyi durağanlığından çıkarıp “Artık yeter!” dedirtecek, ileriye atılmış adımlardır. Pek tabi doğal olarak herkesin isyan eşiği aynı değil. Mesela kampüste erkekliğin yeniden üretildiği alanları kırıp kadınlara alan açtığımız mor noktalarımızın özel güvenlik tarafından taciz edilmesi benim için bir isyan eşiğiyken bir başka kadının isyan eşiği olmayabiliyordu. Şimdiyse tıpkı çocuk istismarını aklayan tasarıya, resmi nikah kazanımlarını engelleyen müftülük yasasına, otobüste etek, şort vb. (“makbul” olmayan ne varsa) giydiğimiz için uğradığımız şiddete, hangi saatte nerede olacağımıza erkek akıllarınca karar verenlere karşı çıkardığımız sesle, aynı isyanla bağırıyoruz “Üniversiteme dokunma!”

Bu isyan tanıdık bir isyan, çünkü müdahale tanıdık bir müdahale. Kadınların kendi bedenleri hakkında karar verebilme özgürlüğünü elinden almak isteyenler aynı şekilde üniversite öğrencilerinin yaşam alanı olan üniversitesi üzerinde söz söyleyebilme özgürlüğünü elinden almak istiyor. Yine tek bir adam yaşamlarımız hakkında karar veriyor ve bu kararı rızamız olmadan dayatıyor. Kadınların başına müdahaleci bir erkeklik prototipiyle baba, abi atayanlar üniversitelere aynı prototiple rektörü, YÖK ü atayanlardır. Bu bağları somutlaştırarak önümüze koymak, yeni temaslar kurduğumuz ve zaten yaşamlarımızı birlikte savunduğumuz arkadaşlarımıza da politik bir bakış kazandırmakta yardımcı olacaktır. Direnişimiz ne zamana kadar hangi şartlarda devam ederden çok bu direnişin de başlı başına bir kazanım olduğunu ve sonrasının da umut verici olduğunu düşünüyorum, hatta düşünürken mutlu bile oluyorum.

Hayatlarımız üzerinden söz söyleyenlerin, “Üniversiteye giden kadınlar cehennemliktir” deyip üniversiteleri cehenneme çevirmeye çalışanların, rant hayallerine kapılanların kabusu olalım. Geceleri de sokakları da meydanları da fakültemizi de terk etmeyelim!

 *İstanbul Üniversitesi Üniversiteli Kadın Kolektifi’nden