Üniversiteli Kadın Kolektifi Neden kadından şair olmaz? – Ekin Gedik* – Üniversiteli Kadın Kolektifi

Neden kadından şair olmaz? – Ekin Gedik*

Erkeğe bir karakter olma özgürlüğü verilirken, kadın sadece bir tipleme olarak kalabiliyor. Yani erkek aşık olur kadın aşık olamaz değil, erkek aşkını gösterebilme özgürlüğüne sahiptir ama kadına hislerini gizlemesi gerektiği öğretilmiştir. Olay kadının şair olamaması değildir. Olay, bizim duygularını açığa vurabilen kadınlara alışık olmayışımızdır, bizim önyargımızdır

Şiir düşkünlüğümün tepe zamanlarında, “Kadından şair olmaz.” cümlesini duydum. Sohbetini çok sevdiğim, edebiyat muhabbetlerine doyamadığım açık görüşlü bir insandan cinsiyetçi bir söylem gelmişti, beklemediğim bir çıkıştı. “Ne alakası var bir sürü kadın şair sayarım size…” diye başlayıp bildiğim kadın şairleri listeleyecektim ki tekrar aynı cümleyi duydum: “Ne kadar isim sayarsan say, kadınlar ‘şair’ olamaz.” Artık yavaştan kızmaya başladığımı hissetmiştim.
-Neden kadından şair olamaz diyorsunuz?
-Çünkü kadın âşık olamaz, âşık olunur.
-Anlam veremiyorum, bu hiç doyurucu bir argüman değil.
-Bir şiir sadece bir âşık tarafından yazılabilir ve kadınlar her zaman maşuktur, âşık olamaz ve şiir yazamaz.
Bu düşünceyi tetikleyen şeyin ne olduğunu anlayamamıştım, gerçi ortada bir açıklama yoktu, sadece bir “slogan” vardı. O gün “doyurucu” bir cevap alamadığım için cevabı kendim bulmaya karar vermiştim.
Tesadüfen, o dönem Leyla ile Mecnun mesnevisini okuyordum. Hazır aklımda bir soru varken Leyla ile Mecnun yorumumu tasavvufi değil de biraz daha toplumsal olaylara dayalı yorumlamaya karar vermiştim. Herkes hikayenin genel hatlarını bilir, Kays (Mecnun’un âşık olmadan önceki adı) aşkından kendini çöle atar, o kadar derbederdir ki, delirir, Mecnun’a dönüşür. Bütün köy Mecnun’un halinden haberdardır, Mecnun çok, çok âşıktır.
Peki, hiç Mecnun gittikten sonra Leyla’ya ne oldu düşündünüz mü?
Mecnun giderken Leyla’yı aşkından çıldırma eşiğinde bırakmıştır. O kadar yalnızdır ki Leyla, mesela mumla dertleşip derman bulmaya çalışır. O kadar umutsuz bir haldedir ki, gözlerinden kan gelene kadar ağlar, hatta sonra evden çıkınca ağladığı belli olmasın diye kırmızı peçe takar, gözlerine kırmızı sürme çeker. Yani Mecnun acısını dünyaya haykırabiliyorken, Leyla acı çektiğini gizlemek zorundadır. Leyla her şey yolundaymış gibi davranmak zorundadır çünkü Mecnun kadar özgür değildir. Toplumun Mecnun’a verdiği duygularını açığa vurma özgürlüğü Leyla’ya verilmemiştir.
Hikâyenin başına gidelim: İki taze aşığın birbirlerine bakışlarını görenler tarafından şöyle bir yorum yapılıyor: “Kays Leyla’nın esiri olmuş. Leyla da ona meyil vermiş.” Bu cümlenin kulağına geldiği Leyla’nın annesi ise Leyla’yı karşısına alıyor ve şunları diyor: “…Sen kızsın, ucuz olma değerini bil. Lekelemesinler seni, sen de bizim namusumuzu lekeleme. Baban duysa seni cezalandırmaz mı? Artık put gibi otur evinde, o yana bu yana sarkma…” Ve bu cümlelerin üstüne Leyla aşk dedikodularını inkâr eder, okulu bırakır. Leyla’yı bir daha göremeyeceğini fark eden Kays, yok annem duyar yok babam cezalandırır aman namusuma laf gelir korkusu olmadan feryat eder, ağlar, acısını belli edebiliyordur.
Kays çöle gittikten sonra babası kahrolur, çöle gider oğlunu bulur ve geri dönmesi için yalvarır. Leyla’nın çöle gidebilme ihtimali zaten yoktu ama diyelim gitti, diyelim babası Leyla’yı aramaya çöle düştü, sizce Leyla’yı bulmak isteme amacı onu geri döndürmek için yalvarmak mı olurdu? Sizce babası Leyla’yı bulunca Leyla’ya neler olacaktı?
Şimdi senelerin halk hikâyesiyle günümüzde kadın şairlerin ne alakası var denirse, bu hikâye görünürde değişmiş olan ama hala gölgesinin içinden çıkamadığımız zihniyetimizi gösteriyor. Bu hikâye bize kadın-erkek arasındaki temel farkı gösteriyor: Erkeğe bir karakter olma özgürlüğü verilirken, kadın sadece bir tipleme olarak kalabiliyor. Yani erkek aşık olur kadın aşık olamaz değil, erkek aşkını gösterebilme özgürlüğüne sahiptir ama kadına hislerini gizlemesi gerektiği öğretilmiştir. Olay kadının şair olamaması değildir. Olay, bizim duygularını açığa vurabilen kadınlara alışık olmayışımızdır, bizim önyargımızdır. Bütün bu bize öğretilmiş olan özgürlük “hakkı”, tip-karakter farklılıkları modern zamanımızda hala içinden çıkamamış olduğumuz bahsettiğim gölgeyi oluşturur.
Şairler üzerine, bana bir kadın şair söyler misiniz dediğimde bir, belki iki isim söyleyebilen çok az kişi oldu. Bana bildiğiniz veya sevdiğiniz şairleri söyler misin dediğimde ise aldığım cevaplar hep birbirine benzer halde, genelde iç dünyaya yönelmiş ve hali hazırda reklamlarının sürekli yapıldığı ikinci yeni şairleri söyleniyor: Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever… Mesela Tomris Uyar’ı bilen çok, ama herkes magazin boyutundan haberdar. Sorduğum kişilerden bir de dünya görüşüne göre ya Nazım Hikmet ya Necip Fazıl cevapları geliyor. Yani bırakın sadece kadın şair sayıyor olmayı, genel olarak bilinen şair sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Belki de kabullenilen şair olmak “iyi” şiir yazabiliyor olmanın yanında biraz da reklamının yapılmasıdır? Neden bu reklamlar hep erkek şairler için yapılmış tabi? Neden insanların çoğu benim bu cümleyi duyduğum dostum gibi sebebini tam olarak açıklayamayarak erkek şair tercih ediyor? Bu konu hakkında konuştuğum insanlar direkt olarak “Kadından şair olmaz.” diye düşünmeseler de, hem politik hem duygusal şiirlerde kadınların erkekler kadar samimi olamadığını söylediler. Acaba gerçekten kadın şairler erkekler kadar başarılı değil miydi?
Yine bu bahsettiğim dönemde, bu kadın şair mevzusunun hemen üstüne, ilk “sosyal deney”imi yapmıştım. Üç farklı kadın şairin birer şiir çıktısı almıştım ve şairleri yazmamıştım. Birhan Keskin’den “Penguen2”, Gülten Akın’dan “İlkyaz” ve Nilgün Marmara’dan “Kuş koysunlar yoluna”. İnsanlara bu şiirlerden birinin şairinin erkek olduğunu, o şiirin hangisi olduğunu tahmin etmelerini ve neden onu tahmin ettiklerini açıklamalarını istemiştim. O sıralarda Leyla ile Mecnun dizisinde Yavuz Hırsız bir bölümünde Kuş Koysunlar Yoluna’yı okuyordu ve şiirin bazı dizeleri internette paylaşılır olmuştu. Sorduklarımın çoğu Kuş Koysunlar Yoluna’yı erkek şairin şiiri olarak tahmin etti, neden dedim, çünkü ünlü bir şiir dediler. Ünlü olan şiir insanlara “samimi” geliyor, samimi şiir erkek şairin şiiridir deniyor çünkü ünlü olursa erkek şairlerin şiirleri ünlü oluyor… Bize de çok da anlamlı olmayan, ön yargılarımızla oluşturulmuş bir döngü kalıyor.
Kadınların “şair” olamama sebebi, sevememeleri veya sadece sevilen olabilmeleri değildir. Henüz verilmiş duygularını açığa çıkarma özgürlüklerinin bizler tarafından ciddiye alınmamasıdır. “Samimiyetlerine” güvenmediğimiz için kadınları yazmaya teşvik etmeyişimizdir, yazanların ise reklamlarını yapmayışımızdır. Önyargılarımızı yıkamayışımızdır. Önyargılarımızı yıkmak için çaba sarf etmiyor oluşumuzdur. Bu algının kendi kendine kırılmasını beklemek yerine, özellikle biz kadınlar kendimizinkinden başlayarak, önyargıyı yok etmek için çabamızı ortaya koymalıyız. Heves kırıcı bütün cümlelerin, bütün atakların karşısında durmalıyız. Bu gölgeyi yok edecek olan bizden başkası değildir.
“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” Virginia Woolf

*ODTÜ Üniversiteli Kadın Kolektifi