Üniversiteli Kadın Kolektifi Sorularla ÜKK – Üniversiteli Kadın Kolektifi

Sorularla ÜKK

BİZ KİMİZ?

Üniversiteli Kadın Kolektifi, üniversitelerinin kampüslerinden, şehrin meydanlarına yaşamın dört bir yanında gericiliğe, kadın düşmanlığına, cinsiyetçiliğe, tacize, tecavüze, erkek şiddetine ve erkek zihniyete karşı mücadele veren, aynı zamanda deresine, doğasına sahip çıkan, kadın bedeni üzerinden konuşmayı hak görenlerden hesap soran, gerici faşist çetelere karşı üniversitelerini özgürleştiren üniversiteli kadınların örgütüdür.

Üniversiteli kadınlar eşitlik ve özgürlük mücadelesinde ilk olarak 2007 yılında olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde “Üniversitede, amfide, evde, yurtta kadınlar eşitlik istiyor” sloganıyla yerini aldı. 2008 yılında Bursa’da Hüseyin Üzmez’e yumurta atarak gündeme gelen ,  bu eylemle birlikte İstanbul ve Ankara’da “Hüseyin Üzmezgilleri AKP AK-ladı, kadınlar üzecek” diyerek ilk özgün eylemleriyle meydanlardaydı.

Öğrenci Kolektifleri’nden Kadınlar 2010 yılında mücadelesine yeni bir ivmeyle, politikası net ve tanımlı örgütsel mekanizmalarıyla, devam etmeye başladı. Üniversitede dönüştürücü ve özgürleştirici özneler olarak üniversiteli kadınlar kendi özgün bağımsız çizgisini yarattı. Bu çizginin kurumsal adı  Türkiye’nin dört bir yanından kadınların katıldığı toplantıyla  Üniversiteli Kadın Kolektifi olarak belirlendi.

 

SORULARLA ÜKK

Bir Alan Olarak Üniversiteli Kadın Mücadelesi Neden Önemlidir?

ÜKK; üniversiteli kadınların öznesi olduğu, üniversitede ve hayatın tüm alanlarında kadınların karşısına çıkan eşitsizliğe, baskıya, şiddete karşı üniversiteden, üniversiteli kadınların gözünden siyasal-politik bir hat çizer ve üniversiteli kadın mücadelesini oluşturur.

Üniversitelerimizde de kadının ezilmişliği sorunu kendini yeniden üretmektedir. Kadınlar üniversite içinde ve eğitimlerini sürdürdükleri kentlerde, bu sorunlardan beslenen her türlü gericilik, baskı ve ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Bu nedenle üniversiteli kadınlar bu sorunlar karşısında iki kere mücadele etmek durumundadırlar. Örneğin, eğitim hakkı mücadelesi; paralılaştırma uygulamalarına karşı mücadelenin yanı sıra kadınların, cinsiyetçi müfredat içeriğine karşı mücadelede de yer almaları gerekmektedir.

Üniversiteli kadınlar önceden birlikte yaşadıkları ailelerinin yanından ayrıldıkları için kendilerini özgürleşmiş hissedebilirler. Ancak ev içinde kadına yüklenen bazı roller (temizlik yapmak, eve erken bir saatte gelmek gibi) ortadan kalksa bile yerine yenileri üretilir. Kadının ailesinden yaşadığı kopuşun yarattığı özgürleşme yanılsaması yurt giriş-çıkış saatlerindeki ayrımcılıkta, cinsiyetçi öğelerle dolu müfredat içeriğinde, meslek seçimindeki eşitsizlikte ve kadınlar üzerinde baskı yaratan her durumda karşısına çıkmaktadır. Bu açıdan üniversiteli kadınların yürüttüğü özgürlük mücadelesi, kendi sözünü söylemesi ve gerçek özgürleşme mücadelesi olması bakımından önemlidir.

ÜKK'nin Temel Mücadele Başlıkları Nelerdir?
Üniversiteli Kadın Kolektifi, kadının özgürleşmesi mücadelesinde temel olarak kadınların emeklerini, bedenlerini ve kimliklerini baskılayan erkek egemen sistemi yok etmeyi hedefler. Kadın cinayetleri, toplumsal cinsiyet rolleri, taciz, tecavüz, erkek şiddeti ve baskıya karşı toplumdaki bütün kadınlarla birlikte mücadele eder. Erkek egemen sistemdeki kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik ÜKK’nin mücadele başlıklarından biridir.
Muhafazakar toplumun inşasının temelinde öncelikle kadınlar hedef seçilmekte ve son 14 yıldır kadın düşmanı politikaların uygulayıcısı olan AKP yeni muhafazakar kadın modelleri yaratmaktadır. AKP’ye karşı kadının özgürleşmesi için mücadele veren ÜKK aynı zamanda AKP’nin üniversitelerdeki gerici dönüşümüne karşı da mücadele eder. Bu gerici dönüşüm bugün doğrudan üniversiteye ve doğrudan kadınlara yönelik artan saldırılarla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
Bugün Saray ve çevresinin kadın düşmanı politikalar ve söylemleriyle saldırılarını yoğunlaştırdığı bir dönemdeyiz. Saray ve AKP çevresinin cinsiyetçi, kadın düşmanı zihniyetleri düzenin çürümüşlüğünde iyice açığa çıkmıştır ve vakıfları ve diyanet aracılığı ile bu zihniyetlerin ürünü politikalarını meşrulaştırmaya çalıştırmaktadır. Ensar Vakfında yaşanan tecavüz olayı ve sonrasında Saray ve çevresinin ve ilişkisi bulunan gerici vakıfların Ensar’ı sahiplenip örtbas etmesi en görünür ve yakıcı örneğidir. Dinci gericilik toplumsal cinsiyet rolleri ile kadının toplumdaki konumunun dine dayalı normlarla belirlenmesini sağlıyor. Kadın emeğinin sömürülmesi ve bedenin metalaştırılmasının önünü açıyor. Böyle bir süreçte kadın mücadelesinin en önemli alt başlığı/mücadele alanı olarak gericilik karşıtı mücadele yer alır.
AKP, iktidarını sağlamlaştırmak uğruna çıkardığı Kürt illerine yönelik savaşta kadınları taraf etmeye çalışmakta ve uğruna ölmesi için çocuklar doğurmasını istemektedir. Üniversiteli Kadın Kolektifi’nde yaşamı savunan kadınlar olarak Saray’ın savaşının tarafı değil karşısındayız ve bedenimiz hakkında kararı savaş politikaları uğruna çocuk doğurmamızı isteyen kadın düşmanlarına bırakmıyoruz. Bu güncel koşullar ve kadınların yaşamla olan bütünlüklü ilişkisi sebebiyle kadın dayanışmasıyla iç içe bir savaş karşıtı mücadele de ÜKK gündeminde yer almaktadır.
Üniversiteli Kadın Kolektifi, üniversitelerin piyasalaştırılmasına karşı bu durumdan daha fazla etkilenen üniversiteli kadınlar olarak parasız eğitimi savunur. Üniversiteye girerken alınan harç ücretleri ile barınma, beslenme, ulaşım gibi temel yaşamsal ihtiyaçların paralı hale gelmesi ve giderek pahalılaşması ile eğitim hakkı engellenen ya da part-time işlerde beden ve emek sömürüsüne maruz kalan üniversiteli kadınlar, eğitimin temel bir hak olduğunu savunur.
Üniversite içinde kadınların yaşadığı taciz ve tecavüzün takipçisi olur, hesap sorar. Kadın sağlığı, ulaşım, barınma, beslenme, aydınlatma yetersizliği gibi kadınların yaşadığı her türlü soruna çözüm arar. Kampüslerde kadınların ihtiyaç duyduğu danışma merkezi, kadın sağlığı merkezlerinin kurulması için gerekli çalışmaları yürütür.
Ayrıca kampüslerde ‘’Taciz Yönetmelikleri’’ kabulü ve uygulanması için çalışır. Taciz yönetmelikleri, kadınların oluşturduğu (öğrenci ve akademisyen) bir kurulun yürütücüsü ve denetleyicisi olduğu ve kararlarını yine kadınların hazırlayıp oluşturduğu, hukuk sisteminde görülen erkek adalet karşısında kadınlardan yana bir adalet anlayışının pratiğini amaçlayarak kadın mücadelesi gündeminde yer almaktadır.

ÜKK Kampanya ve Deneyimleri Nelerdir?

ÜKK, kurulduğu günden beri pek çok eylem, tartışma, film gösterimi, kadın kahvesi, panel ve şenlik gerçekleştirmiştir; bu faaliyetlerde binlerce üniversiteli kadını bir araya getirmiştir.
ÜKK yaptığı etkinliklerle bütün üniversiteli kadınlar için dayanışma ve paylaşımı temsil etmenin yanı sıra kadın düşmanı, cinsiyetçi, gerici, kadınları mağdur edecek her türlü uygulamaya karşı da sesini yükseltmiş, hesap sormuştur.
İBB burslarının kesilmesinin kadınları iki kat mağdur edeceğini söyleyerek belediye önünde nöbet tutarak bursların ödenmesini talep etmiştir. KTÜ’de kadınlar 8 Mart etkinliği için salon vermeyen Rektörlük önünde günlerce oturma eylemi yapmışlardır. Ege Üniversitesi’nde okul içi ulaşımı sağlayan otobüslerin kaldırılmasının tacize yol açacağını söyleyerek yaptığı eylemlerle otobüs seferlerinin yeniden konulmasını sağlamıştır. Engin Ardıç, Hıncal Uluç, Hüseyin Üzmez, Emre Aköz gibi cinsiyetçi söylemlerde bulunanlardan, kadınlara küfür etmeyi görev edinenlerden kafalarına şemsiye geçirerek, üniversitelerden kovarak, yazdıkları gazete binasını basıp kadınlardan özür dileterek hesap sormuştur. İTÜ’de yaptığı eylemle tacizci güvenlik görevlisinin yerinden alınmasını sağlamıştır. 2010 yılında başlattığı ‘Bize acil eşitlik gerek’ kampanyasıyla üniversiteli kadınlarla binlerce anket yaparak üniversiteli kadınların sorunlarını anlatan, burslarda pozitif ayrımcılık, kız değil kadın yurtları, üniversitelerde kadın dayanışma merkezlerinin açılması taleplerine imza atmıştır. Üniversiteli Kadın Kolektifi, 2013 yılında Mersin’de ve Aydın’da yurt sorununa karşı ayaklanan binlerce kadınla birlikte yurt önündeki kitlesel eylemlerde yerini almıştır. Sonrasında Mersin’de gerçekleşen ve kadınların başını çektiği Rektörlük işgallerinde de sesini yükselmiştir.
Kürtaj yasasıyla kadınların bedenine saldıran, Melih Gökçek gibi kadın düşmanlarından yumurtalarıyla hesap sormuştur. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’i gittiği her yerde protestolarla karşılamış, İstanbul’da Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğü işgal edilmiş; 8 Mart haftasında kadınların yaptığı eylem yarattığı kamuoyuyla kadınların isyanını görünür kılmıştır. Bakanlığın önünü kadınların direniş mevzilerine çevirmiştir. Türkiye’nin dört bir yanında sokağa çıkarak “AKP’ye başkaldırıyoruz” demiştir.
Haziran İsyanı’nda sokaklara, yaratıcılıkla ve kitlesellikleriyle rengini veren gençler ve kadınlardı. Direnişin en önemli simgelerini yaratan genç kadınlar, bedenleri, özgürlükleri, yaşama hakları üzerindeki her türlü baskıya yıllardır biriktirdikleri isyan dinamikleriyle meydan okudular. Şemsiyeleri, yumurtalarıyla üniversiteleri kadın düşmanlarına dar eden üniversiteli kadınlar direniş boyunca da panzerin önünde, barikatın ardında çıplak şiddetin karşısında durdular.
Haziran İsyanı sonrasında da kadınlar militanlıklarıyla kitlesel eylemlerde en önde ve görünür olmaya devam etti. Bunun yanında, kendi mücadele alanını oluşturmayı da sürdürerek kadınlardan yana kampanyalarıyla dayanışmayı büyüttü. ‘’Yeter artık çıkalım zıvanadan’’ diyerek cinsiyetçi müfredata, kampüste yaşanan tacizlere karşı hukuk fakültesinde kadın akademisyenlerle taciz yönetmelikleri oluşturdu. Bu yönetmeliklerin oluşum ve kabul sürecinde tüm kadınları dahil etme çalışmasını önerge maddelerini bildiri şeklinde dağıtıp, tartıştırarak gerçekleştirdi. Kampüslerinde kadınlara ait hiçbir yer olmayan kamusal alanları dönüştürmeye kadın kahveleri kurarak devam etti. Tüm üniversitelerde yaptığı ped dayanışma kutuları ile kadın dayanışmasını hissedilir kıldı. Kadın mücadelesinde yeni bir deneyim olarak bir erkek tarafından kaçırılarak şiddete maruz bırakılan arkadaşları Feride’nin bulunmasını, olayı ciddiye almayan emniyeti harekete geçirerek ve sosyal medyadan yürüttüğü kampanyayla sağlamıştır.
2016 yılına girilen dönemde ‘’Yaşamı savunuyoruz, hayatı örgütlüyoruz’’ diyerek öz savunmayı gündemine almış ve teşhirleriyle öncü hamleler gerçekleştirmiştir. İlk olarak İstanbul Üniversitesi’nde tacizci akademisyenin ve güvenliğin teşhiri; ve ardından İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ve Arel Üniversitesi’nde tacizci erkek öğrencinin teşhiri, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde bölüm başkanının sistematik tacizinin açığa çıkmasıyla yapılan teşhir, Antalya’da bir başka tacizci erkek öğrencinin sınıfta teşhiri, Kocaeli Tıp Fakültesi’nde tacizci akademisyenin teşhiri, DTCF’de gerçekleştirilen teşhir vb. ile kampüslerinde erkek şiddetine karşı mücadelesini öz savunma pratiğini kadın dayanışması merkezine alarak daha güçlü ve daha örgütlü bir şekilde sürdürmüştür. Tacizciyi aklamaya çalışan ve göstermelik cezalarla tacizi örtbas etmeye çalışan okul yönetimlerine karşı bu teşhirlerle kadın dayanışmasının etkisini göstermiştir.
Bu süreçte ÜKK, kadın dayanışmasının görünür gücünü Feride ve Gizem’in bulunması deneyimleriyle elde etmiştir. Feride deneyiminden sonra adres olma durumunu arttıran ÜKK, Feride sürecinde elde edilen deneyim refleksiyle sosyal medyadan yürütülen kampanya ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın harekete geçirilmesiyle Gizem’i bulmuştur. Dava süreçlerinde de takipçi olup erkek adalete nefes aldırmamıştır. Aynı dava takibini Çilem ve Bağdat Caddesi davalarında da göstermiştir. Bağdat Caddesi davasında, tecavüz sonrası kadın dayanışmasının yükselen sesini dava takibiyle de aktif ve fiilen gerçekleştirmiştir.
Saray ve çevresinin, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ve Diyanet’in ard arda yaptığı cinsiyetçi, kadın düşmanı açıklamalara İstanbul’da vapur işgal ederek yaratıcı bir eylemle cevap vermiştir. Antalya ve Ankara’da da Diyanet’in kapısına dayanan kadınlar da yumurtaları, pedleri ve ağda bantlarıyla cevap vermiştir.
Ensar Vakfı’nda yaşanan çocuk istismarı sonrasında ‘’Ensar Vakfı Kapatılsın’’ kampanyası ile Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan istismarın hesabını sormuştur. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’nun ‘’Bir kereden bir şey olmaz.’’ açıklaması karşısında bakanlığın kapısına dayanmıştır. Yine Ensar destekçisi İHH ve diğer gerici vakıfları kampüslerinde var etmemiş, stantları tecavüz destekçilerinin başına yıkmıştır.

ÜKK’ye Kimler Katılabilir?
Kadınların uğradığı ayrımcılıklara karşı duyarlılık gösteren her üniversiteli kadın ve kadınlık deneyimi yaşayan kişiler ÜKK’ye katılabilir. Kadın sorununun politik bir mücadele alanı olduğunu anlama/öğrenme/uygulama biçiminde gelişen aşamalı değişim süreci, genellikle üniversitede kadınların bir araya gelerek yaptıkları hak arama eylemleri, tartışmalar, eğitimlerle birlikte ilerlemektedir. Bu değişim süreciyle paralel olarak kadınların, hayatlarının her alanında kadın dayanışmasını yükseltecek mücadeleye kendiliğinden katılımları artmaktadır. Bu doğrultuda ÜKK faaliyetlerinin hazırlanmasına, düzenlenmesine, duyurulmasına, yaygınlaştırılmasına katılabileceği gibi bu faaliyetler içinde sadece katılımcı olarak da bulunabilir.

ÜKK Neden Erkeklerden Ayrı Bir Kadın Mücadelesi Yürütüyor?

Üniversiteli Kadın Kolektifi, erkek egemen sisteme ve bu sistemin dayattığı baskı araçlarına karşı özgürlük ve eşitlik mücadelesi verir. Burada bahsedilen tek tek erkeklerin kadınlar üzerinde egemenlik kurması sorunu değil, tarih içinde toplumun yapısına göre şekillenen ve sınıfsal egemenlik ilişkilerinin yapıtaşlarından biri olan erkek egemenliğinin yarattığı baskıdır. Kadın mücadelesi, erkeklerle birlikte verilen mücadele alanlarından ayrışır. Kadın mücadelesi kadınların cinsiyet kimlikleri nedeniyle maruz kaldıkları sorunları kapsar. Bu yüzden kadınlık deneyimi olmayan erkekler bu mücadelenin öznesi de olamazlar. Sorunun öznesi ve bu soruna karşı mücadele araçlarını geliştiren kadınlar kendi öz gücüyle ve dayanışması ile kadının özgürleşmesi mücadelesini verir. Ayrıca bu durum, erkeklerin kadın mücadelesine destek vermesinin önünde bir engel değildir. Fakat mücadelenin öznesi olmak ile eril tavır ve söylemlerin dönüşümü vb. ile destek olmak birbirine karıştırılmamalıdır.

ÜKK Bağımsız Bir Yapı Mıdır?
Tamamını üniversiteli kadınların oluşturduğu ÜKK tüm kararlarını yalnızca kadınların katılımıyla gerçekleşen açık toplantılarda alır. Üniversiteli kadınların öznesi olduğu kurumsal bir yapı olan Üniversiteli Kadın Kolektifi, AKP karşıtlığı noktasında ideolojik olarak Öğrenci Kolektifi ile bir bütün olmakla beraber; kendi içinde özgür ve özerk bir örgüt modeline sahiptir. Neoliberalizmin yıkımlarına, gericiliğe, paralı eğitime karşı mücadele veren kadınlar, doğalında dahil olduğu gençlik hareketinin güncel politikasını da dışlamadan kendi özgün eylem pratiğini oluşturur.

ÜKK Nasıl İşliyor, Kararlarını Nasıl Alıyor?
ÜKK’nin yaptığı toplantılara her üniversiteli kadın katılabilir ve bu toplantılarda öneri sunabilir. Yapılan öneriler tartışılarak karara bağlanır. Toplantıya katılan herkes eşit söz ve karar hakkına sahiptir. Toplantıdaki genel eğilime uyularak karar alınır. Üniversiteli Kadın Kolektifi’nin bütün bileşenleri alınan karara uyar. Üniversiteli Kadın Kolektifi’nde yöneticilik, başkanlık gibi sistemler bulunmaz.
Üniversiteli kadın kolektifi meclisi ilki dönem arası, ikincisi yazın olmak üzere yılda 2 kere Türkiye geneli en geniş şekilde toplanır. Ayrıca dönemsel ihtiyaçlara göre de illerden temsilciler bu tarihler dışında da toplanarak merkezi işlerin programlı ve iller arası eşgüdümlü bir şekilde yürütülmesini sağlarlar.
Üniversiteli Kadın Kolektifi’nin üniversite örgütü Kolektif içerisinde de 3 Kolektif Yürütme Kurulu temsiliyeti bulunmaktadır. Bu temsiliyetler aracılığıyla güncel kadın politikası, gençlik mücadelesinin temel başlıklarından biri olarak yerini alır.

ÜKK Feminist Mücadeleyi Nasıl Tarifler?
Türkiye’de kadın mücadelesinin ilk kazanımları feminist hareketin öncülüğünde gerçekleşmiştir. Feminist teorinin oluşturduğu politik çizgi sayesinde kazanımlar sağlanmıştır. Feminizm dünyada ve Türkiye’de ortaya çıktığı andan itibaren karalama kampanyaları içinde gelişti. Bugün kadın düşmanlığı tırmandırılırken, feminizm “erkek düşmanlığı” gibi tariflemelerle marjinalleştirilmeye çalışılıyor. Üniversiteli Kadın Kolektifi feminizme yönelik bu saldırılarda feminist hareket tarafında olur ve mücadele eder. Üniversiteli Kadın Kolektifi kendini feminist örgüt olarak tariflemez ancak kadın mücadelesinin ideolojik zeminini oluşturan feminist politikayı ve feminist hareketi sahiplenerek, feminist kadın örgütleriyle dayanışma içinde olur. Üniversiteli Kadın Kolektifi üyelerinin feminist olma zorunluluğu yoktur, kadın sorunlarına duyarlı bütün kadınlar katılımcısı olabilir ancak ÜKK geliştirme ve dönüştürme hedefi içerisinde feminist özneler yaratmayı hedefler.

ÜKK Kürtaj Tartışmalarına Nasıl Bakıyor?
Kürtaj, en basit şekliyle hamilelik veya istenmeyen hamileliğe son verilmesi şeklinde tanımlanabilse de, kadın mücadelesi açısından kuşkusuz daha derin anlamları vardır. Kadınların yıllarca mücadele ederek kazandığı üreme hakkının temel koşullarından da biri olan kürtaj hakkı, kadının kendi bedeni üzerinde söz sahibi olabilmesini sağlıyor. Yani kürtaj hakkına yapılan bu saldırıyla birlikte AKP’nin toplum üzerinde yeniden ürettiği kadın düşmanlığı ve gericilik sadece kadınların kendi bedeni üzerinde söz söyleme hakkını elinden alınmakla kalmıyor, kadınları adeta birer üreme makinası olarak işlevlendiriyor. Mevcut koşullarda kocaların/babaların insiyatifine bırakılan kürtaj hakkı, erkek egemen sistemin dayatması olarak doğumdan sonra çocuğun bakımı ve büyütme görevini kadının üstlenmek zorunda olması bakımından da karar verme mekanizmasının kadının kendisinden başkasında olamayacağını gösteriyor. Ayrıca kürtaj hakkı kadının elinden alınarak yaşanan tecavüz sonrası hamile kalan kadının üstlenmek zorunda bırakıldığı bakım emeği ve doğumu gerçekleştirerek daha da şiddetli yaşamasına sebep olunan psikolojik travma görmezden geliniyor. AKP Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in bu konuyla ilgili “Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, günahı ne? Anası ölsün öyleyse.” açıklaması kürtaj hakkı elinden alınarak beslenen kadın düşmanlığını açıkça göstermektedir.
Her gün 5 kadının öldürüldüğü ülkemizde olası bir kürtaj yasağıyla kadın ölümleri daha da artacaktır. Kürtaj yasağı kadınların kendi kendilerini kürtaj etmeye mecbur edecek sağlık dışı koşullara yol açacaktır. Ulaşılabilir, nitelikli, parasız kürtaj her kadın için bir haktır.

ÜKK Öz Savunmayı Nasıl Tartışıyor?

Kadınlar sokakta, iş yerlerinde, kampüslerinde, evlerinde maruz bırakıldıkları erkek şiddetini, uygulanmaya çalışılan her türlü gerici politikaları yine örgütlü kadın mücadelesiyle yenecektir. Kadın kolektifi öz savunmanın Çilem, Nevin ve Yasemin’den örnekleriyle; kadın mücadelesini büyüterek kadın dayanışması ile yaşamın her alanını savunmayı amaçlar. Bu doğrultuda pratik ve somut adımlarına; öz savunma atölyeleriyle savunma sporları öğrenmeyi ve teşhir hamlelerini yerleştirir.

Bireysel korunmanın önemi ile birlikte aynı zamanda yetersiz kaldığı gerçekliğini görerek kadın dayanışmasının güç olmasını hedefleyen öz savunma atölyeleri gerçekleştirir. Yaşanan erkek şiddeti karşısında öz savunma haktır. Bu bağlamda öz savunmayı sıkıştıracak salt, fiziksel savunma anlayışının aksine kadın dayanışması kavramı içerisinde eril saldırılara karşı her alanı kadınlardan yana dönüştürmeyi hedefleyen bir anlayışla tanımlar.

ÜKK Teşhir Pratiğine Nasıl Bakar ve Nasıl Gerçekleştirir?

Üniversiteli Kadın Kolektifi kampüslerde yaşanan akademisyen, güvenlik ve erkek öğrenci tacizi karşısında teşhiri bir amaç değil araç olarak değerlendirir. Teşhiri bir öz savunma yöntemi olarak seçenekleştirir. Bugün kadın mücadelesi içerisinde teşhir önemli bir yerde durmaktadır.
Üniversiteli Kadın Kolektifi, yaşanan tacizin teşhirinin öncesinde, teşhir anında ve sonrasında dayanışma isteğinde bulunan kadın ile birlikte özneleşme süreci sağlamayı hedefler. Teşhiri bu süreçler içerisinde öncesi, teşhir anı ve sonrasında özellikle neden teşhir edildiğinin açıklanması ve kadınlarla birlikte tartışılması ile kadın dayanışmasının refleksi haline gelmeyi hedefleyen bir süreç olarak görür.
Teşhir yönteminde öncelikli amaç tacize maruz bırakılan kadının psikolojik açıdan iyileşme süreci ve ikinci olarak tacizcinin teşhiri ile bunu bir başka kadına daha yaşatmamasını sağlamaktır. Fakat yaşanan deneyimlerde de görüldüğü gibi erkek egemen sistem teşhir hamlelerinde bu iki seçeneği göz ardı ederek sadece tacizcinin durumu ile ilgilenmektedir.
Yaşanan erkek şiddeti karşısında bir öz savunma yöntemi olarak da teşhir haktır. Kadınlar bu hak ile, potansiyel eril şiddetini gerçekleştirmiş olan erkeğin toplumsal yaşamda bu şiddeti tekrar üretmesini engelleyecek ve örnek teşkil ederek diğer erkeklerin potansiyellerini gerçekleştirmesinin önüne geçecek bir tepki oluşturmayı amaçlar.